21 Eylül 2010 Salı

Kan Değişikliği ve CHP

KAN DEĞİŞİKLİĞİ ve CHP


Heyecanlı bir referandumu geride bıraktıktan sonra, sonuçların tartışması içine girdik. EVET %58 HAYIR 42 ve de seçime katılmayan % 30 a yakın sayıda vatandaş. Anayasa değişikliği paketi kabul edildi. Halkın yarısının kabullenemediği bir değişiklik bu. Bence bu referandumun tek bir mağlubu var,o da Türkiye Cumhuriyeti.Tek galibi de “okyanus ötesinden ahkam kesen HOCA EFENDİ” Referanduma katılan 100 seçmenden 99 tanesinin neden HAYIR veya EVET dediğini bilmeden sandık başına gittiği bir referandum ile ” Milli Bütünlüğün iktidar eli ile zarar görebilmesi”, ancak bu kadar yapılabilinirdi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin güdümünde, Orta Doğudaki Diktatörlükle yönetilen ve adına Başkanlık sistemi denilen ülkelere benzer,”DEMOKRASİ UCUBESİ” bir sistemin temelleri atıldı. Yarın Suriye ‘nin Esad ‘ı ,Mısır’ın Mübarek’i eski Irak’ın Saddam’ı gibi; bizimde bir devlet başkanımız olacak.Ayrıca tarihin çöplüğüne attığımızı zannettiğimiz SEVR anlaşmasına benzer,Türkiye’yi parçalara ayırmış ve hatta Misak-ı Milli hudutlarımızda da değişiklik yapılmış bir Ortadoğu Devleti olmamız için düğmeye basılmış vaziyette. Ortadoğu ve Türkiyede ki menfaatleri doğrultusunda “ULUSLAR ARASI SERMAYE” var gücü ile Recep Tayyip Erdoğan ‘a destek çıkıyor.

Bütün bu hal ve şartlar dahilinde neler yapmamız gerekiyor?

2011 seçimleri Türkiye Cumhuriyeti için ,”KADER ‘İ TAYİN ETME SEÇİMİDİR” ATATÜRK ‘ün 1 ci eserinin sigortası olan ikinci eseri CHP ’nin, tarihi misyonunu yerine getirme zamanıdır.Bu kötü gidişe dur diyebilecek görünürdeki tek güç sadece ve sadece CUMHURİYET HALK PARTİSİ ‘dir.Bu nedenle Tüm Yurt severler ’in CHP çatısı altında toplanıp var güçlerinin sonuna kadar mücadele etmeleri gerekmektedir.Küs,Kırgın,atılmış dışlanmış demeden,bu parti için eskiden bu yana emek veren veya vermiş ve de bu parti için emek vermek için partiye üye olmak isteyen herkesin katılacağı bir parti iradesinin yaratılmasına acilen ihtiyaç vardır.

CHP nin “GENEL BAŞKANLIK” sorunu yoktur. Ama her kademedeki yönetimlerde atalet kazanmış,kanı uyuşmuş,yönetim yapıları hastadır.Partide çok hızlı “KAN DEĞİŞİMİ” ne ihtiyaç vardır.Referandumda başarılarını ispatlamış,il ve ilçe yönetimleri korunarak ,%50 nin altında kalan tüm ilçe ve il yönetimlerinin görevden alınarak,yeni yönetimler atanarak,Üyelikler yenilenerek,çok hızla ilçe ve il seçimleri yapılıp,”YENİDEN YAPILANMA KURULTAYINA” gitme ihtiyacı vardır.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ’nun Genel Başkanlık insiyatif ‘ini kullanarak,partiyi çok hızla kurultaya götürmesinde büyük fayda vardır. Millet Vekilliğinin %10 u Genel Merkezin atamasına bırakılıp, diğerleri için, parti üyeleri ile yapılacak bir önseçimle tayin, partiyi şaha kaldıracaktır. CHP’nin hedefi tek başına İktidar olmalıdır. Son referandumda gerçek CHP oyları %25-30 arası gibi görünmektedir. Yapılacak Kurultay ile %5 ve de önseçim ile de %5 oy artması sağlansa alınacak %35-40 oyla CHP tek başına iktidar olabilecektir.

Sayın Deniz Baykal bu gün Türkiye’nin en deneyimli politikacılarından biridir. Hataları ve sevapları ile bir dönemi arkasında bırakmış, saygın bir büyüğümüzdür. Deniz Baykal’ın uyarılarına kulak vererek, parti içindeki ve üst yapıda ki değişiklik ler’i değerlendirmekte fayda olabileceğini göz ardı etmemek gerekir. Parti içi yeniden yapılanmaya yön verecek tek güç, Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun gücüdür. Hiç çekinmeden alacağı radikal ve cesur kararlarla, partiyi ve ülkeyi geleceğe omuzlarında tek başına taşıma sorumluluğunda dır.Çok Genel Başkan’a nasip olmayacak bir kitle desteğine sahiptir.

Bu arada biz parti tabanının çeşitli nedenlerle bir araya gelip, tartışarak doğruları bulma olanaklarını yaratmamız gereklidir. Tanışma ve kaynaşma ihtiyacımız vardır. Yeni yüzleri, taze kanları, gelecek seçimde parlamento ya taşıyabilmemiz için, değişik toplantıları bahane edip bir araya gelmeliyiz.Sodev in 30 Eylülde saat 17.00 de Bilgi üniversitesinde Kokteyl’i vardır. Sarıyerde Parti okulu çalışması başlayacaktır. Bu etkinlikler partide kaynaşma için vesiledir. Ayrı ca,yazı gruplarında içimize yeni katılımcılar alarak grupları canlandırmayı da ihmal etmememiz gerekiyor. Özellikle pratiye yaklaşan Gençler ve Kadınlara söz hakkı tanıyarak,”KAN DEĞİŞİMİ” nin tüm gereklerini tamamlamaya mecburuz.

Uzun bir yazı ile, siz okuyanlarımı yorduğum için özürüm le birlikte,sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

Dr. Erdem CANKAYA

14 Mart 2010 Pazar

BAYRAMLAR ve DOSTLAR

                                                                                                                         14 . Mart 2010
Bayramlar ve dostlar

Bu gün 14 Mart Pazar. Tıp Bayramı.Yüze yakın hastam ve dostlarımdan kutlama mesajları aldım.15 Mart ‘da doğum günüm. Sevgili dostlarımla birlikte 12 mart Cuma gecesi Cumhuriyet Restoran da erken olarak hem benim doğum günümü,hemde 2 ayrı olayı da birlikte kutladık.
Dünya Rakı içme gününden sonra “Rakı seven Solcular” olarak her ay bir kere bir araya gelmeye karar vermiştik. 2 Şubattaki Rakı- Balık günümüzde Toplantıya katılanlar arasında Erhan Çayhan da vardı.O toplantıda,toplantılarımızın sürekli olmasını, yaratılan güzel dostlukların devamı için ,bu geleneği sürdürmeye karar vermiştik. Hatta aramızda, hayattan ayrılan bir dostumuz olsa dahi, o varmış gibi, kutlamayı kararlaştırmıştık.Ne yazıkki çok erken yaşta,Erhan Çayhan bize şaka yaptı.Hüznümüzü yas ‘a değil Yuğ ‘a çevirmek için, Sevgili Erhan ‘ın son istirahatgahın da ışık içinde huzurlu yatması, dostlarının onu her zaman en güzel haliyle hatırlıyacağını, yaşamında üreten,seven sevilen insanlar için ölümün bir son olmadığını, gönüllerde kurulan daimi dostluğun anısına ; kadehlerimizi Erhan’ın şerefine de kaldırdık.
Eşlerimizin de katıldığı bu toplantıda 16 kişi vardık.Hafta sonu kalabalığı yüzünden servis az aksa da,benim için hazırlanmış doğum günü pastamı büyük bir keyifle kestim.61 yaşın bittiği çok mutlu bir doğum günü idi.İnsanın dostlarının olması kadar ,büyük zenginlik olamaz. Sabahattin Eyüpoğlu dostluğu tarif ederken ,şöyle anlatmış.
“Tanrı’nın insanlığı, insan’ın tanrılığı gibi bir şeydir dost. Dost dünyanın tadı,yüreğin gözbebeğidir.Dost hem içinde hem dışındadır insanın,hem çok uzaklarda hem yanı başımızdadır.” Ne güzel tarif etmiş Eyüboğlu.
Ben dostluğu , insanın muhtaç olduğu sevginin kaynağı olarak tanımlarım.Dostluk ancak iyi insanlar arasında gerçekleşebilir.İyilik ve erdemlilik,dostluğun en temel iki taşıdır.Bir insanın iyi olabilmesi içinde; doğruluk,dürüstlük,hakseverlik,ve cömertlik yolunu seçmesi gereklidir. Dostluğu hem doğuran hem de sürdüren erdemdir. Katıksız iyilik, erdemli kişide bulunur. Dostluk sürekliliği getirir. Süreklilik niteliği nin olamadığı yerde, dostluğun sözü edilemez. Sürekliliği de ancak erdemlilik sağlayabileceğine göre, bu nitelik iyiliğe sıkıca bağlıdır.
40 yılı aşkın dostluk beraberliğimizin hem keyfini daha fazla çıkarmak ve hem de daha da güçlendirmek için o akşam sevgili Semih Eryıldız’ ın önerisi ile her ayın ikinci Salı günü akşamı saat 20.00 de toplanmaya karar verdik. Sevgili Mehmet Yıldırım’ ın tanıdığı bir mekan varmış. “MER RESTORAN” . Yeri bulmak ta kolay. Yine Beyoğlu Nevizade de, Cumhuriyet restorandan Çiçek pasajına doğru giderken 3 dükkan ötede sağda. Özellikle hatırlatmada yarar görüyorum. Toplantıya gelmeyen dostlar,bir sonraki toplantıda çift ödeme yapacaklar. (Sevgili Fikret Çakır’ a özellikle hatırlatılır.) Ben bu anımı bir eski şiirimle noktalamak istiyorum. Bir aruz denemesi idi.O nedenle dil’i azıcık Osmanlıca kullanmıştım.

MEYHANEDE
Unutulur keder veren düşüncen,
Şarkılar söylenirken hep birden,
Ben burada tatlı anlar yaşarken
Gitme sakın ey dost , bizimle kal.

Şarkılar söylesin nazendeler hep,
Pembe ufuklara gidiversin meşhep,
Gitme sen dost ,neşemize ol sebep,
Gitme sakın ey dost,bizimle kal.

Dr. Erdem CANKAYA

3 Mart 2010 Çarşamba

Hayatın içinden dersler

Kimin yazdığını bilmediğim, aşağıdaki alıntı olarak aldığım bu yazıyı dostlarıma armağan ediyorum.
Dr.Erdem Cankaya

MERHABAAAAAAAA



ÇAY MI ARZU EDERSİNİZ YOKSA KAHVE Mİ?


Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 Fincan Kahveyi hatırlayınız!


Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur. Ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar


Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler, Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da 'evet' doldu derler, profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, Öğrenciler de koro halinde 'evet' derler.


Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler!


Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek 'eveet' Diyerek


Ben 'Bu kavanozun bizlerin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım' Der.


Şöyle ki Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir.


Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.


O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir işiniz, eviniz, arabanız vs.


Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.


'Şayet Kavanoza önce kum doldurursanız...' diye, anlatmaya devam eder, 'çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz.


Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır . . .


Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz Eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Eşinizle, dostunuzla yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
Gerisi hep kumdur.


Bu Ara Bir öğrenci sorar 'Peki, O iki fincan kahve nedir?'


Profesör tebessümle: 'Hayatımız ne Kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarımız ve sevdiklerimizle bir fincan Kahve içecek kadar yer vardır!!!'


SEVGİYLE KALIN

22 Şubat 2010 Pazartesi

VARIN GİDİN HÜZÜNLER

                                 Şubat 2010 ATAKÖY



DİLEK






Geçmişte yapamadıklarımın ahı,


Gelecek için kırılan ümitlerim,


Ya bir bir arkasına kaybettiğim


Dostlara ,sevgililere,


Söyliyemediklerim….


Birer damla göz yaşı olsa,


Sığmaz derelerin yataklarına,


Geçen zamanın arkasından


Bakakalan kör gözlerimden


Akarken…






Sihrine kapılmış yalnızlığımın,


Kuru dallarda tünediği yıllarda;


Söylemeyi isteyipte söyliyemediklerim


Savrulun gidin, toz bulutlarıyla…


Kırılan cesaretim,ürkek heyecanımın


Arkasına sığınan ,gizli kalmış


Sevgilerim ,aşklarım


Neden gelirsiniz aklıma ?


Zaten üzülmüş yorulmuşum,


Yıllarca daraltmışsınız yüreğimi


Haydi sizde ayrılın


Bırakın gidin


Beni kör yalnızlığıma…






Soğuk bir kış günü,


Bir toz bulutunun


Yere yapıştırdığı hüzünlerim


Akça yağmur damlaları ile


Temizlensin bu gün


                                                                 Dr.Erdem Cankaya

22 Ocak 2010 Cuma

HAKLI OLAN HER ZAMAN KAZANIR

                                                            22.Ocak .2009 İstanbul



BU BİR RÜYAMI ?



Direniş 38 gününü tamamladı. İşçi “Haklıyız,hakkımızı alacağız” diye direniyor. Hükümetin bütün kaba dayatmasına karşı , işçi sınıfının şanlı direnişi, kurtuluş savaşını günlerini hatırlatıyor gibi. Yıllardır alternatifsiz ülkeyi yöneten sağ ve sığ zihniyetin karşısında kararlı ve cesur bir çıkışı izliyoruz.



CHP nin Kemalist devrimden koptuğundan bu yana, sol adına çok onurlu ve ümid verici bir mücadeleye şahit oluyoruz. Ben şahsen bu mücadelenin içinde tüm gücümle yer almak istiyorum.



1980 den bu yana Kitlesel Sol ‘u Türkiyede SHP ve CHP trendi sürüklemeye çalıştı. Ama oy bekledikleri emekçi kesimin oyları nedense bir türlü CHP ye gelmedi. Toprak emekçisi de oyunu CHP ye vermedi.Ne yazıkki CHP yi yöneten kadrolar,bu gelmeyen oyların sebebini araştırıp,iktidar olma gayreti içine girmediler. Bununda en büyük sebebi,ALTI OK ‘ un 2 okunu unutmaları. “DEVLETÇİLİK ve HALKÇILIK”. Neo-Liberal politikalar, küreselleşme CHP yi gerçek tabanından koparmıştır. İşçi sınıfı ne yazık ki CHP ye güvenmiyor. Nedeni de Atatürk ‘ ün Partisinin Genel Başkanının TÜSİAD kapısında icazet aramasından kaynaklanıyor.



“Toprak işleyenin Su Kullananın “ ve “ Ne ezilen ne ezen,İnsanca hakça bir düzen” dediği yıllarda millet akın akın CHP ye koşmuş,o zamanki genel başkanın adını dağa taşa yazmıştı. Kendini seçecek Kurultay delegelerini yalancı demokratik oyunlarla atayan CHP, tabanından uzaklaşarak belli bir aydın sınıfın küçülen partisi olmuştur. Tabanından korkan bir siyasi yapının ,iktidar olamıyacağı siyasete yeni başlamış insanların bile rahatça göreceği bir olgudur..



Sol ancak işçi ve köylünün oylarını alarak iktidar olabilir. Halk kurtuluş savaşında olduğu gibi kendi iktidarını elbet seçecektir.



Tekel İşçilerinin Kutsal Direnişi ; Çoban Ateşinin ilkidir. Bu ateş dalga dalga ülkeye yayılacak ve halk iktidarını oluşturacaktır. Solun olduğu yerde etnik yapıdan bahsedilemez. Sol insanları din dil ırk ayırmadan sadece insan olduğu için kucaklar. Yıllardır binlerce insanın canını kaybetiği terör ün de sonunu bu halk iktidarı getirecektir.



Türk, Kürt , Çerkez, Laz demeden ; Ankara nın ayazında “İşçiyiz Güçlüyüz,Haklıyız Kazanacağız” diyen bu yüce ulusun Emekçileri , sizleri tarih KAHRAMAN olarak anacaktır. Siz sadece emeğinizin hakkını değil,Türkiyeni Geleceğini savunuyorsunuz.



Haydi dostlar,haydi yoldaşlar,ne duruyorsunuz?



Dağbaşını duman almış,Gümüş dere durmaz akar



Güneş ufuktan şimdi doğar,yürüyelim arkadaşlar

Dr.Erdem  CANKAYA









15 Ocak 2010 Cuma

İsmet İNÖNÜ

ANILAR







Bu gün 25 Aralık 2009.Benim için çok özelliği olan birgün.Rahmetli babam müthiş bir İsmet paşa hayran idi.Babamın yanında kimse İsmet paşa aleyhine konuşamazdı.Hele birisi buna cesaret etmeye yeltensin.Kelimenin tam anlamı ile o kişiye haddini bildirirdi.Bu derece İsmet paşaya hayran bir tarih öğretmeninin çocuğu olarak,İsmetpaşa ile anılarımın olmaması imkansız.




İlk anm 1954 senesinde. 5 yaşında bir çocuktum. Ödemişte oturuyorduk o zamanlar.Havuzlu parkın karşısında Ahçı Osman’ ın kiracısı idik. Tipik Ege Rum Mimarisinin örneklerinden biri olan 2 katlı bir evdi.Genelde üs katta 3 odanın açıldığı sofada otururduk. Arka bahçe ve terasa bakan kısımda etrafı nar gibi kızaran bir odun sobamız vardı.Caddeye bakan kısıımdada Balkon vardı.Balkon kapısının 2 tarafında birer tahta kerevet ,kerevetlerden birinin üzerindede İstasyon camı kırılmış “AGA” marka bir radyomuz vardı.Akşam yemeğinden sonra kerevette oturup Radyodan haberleri dinleyen babama bir türlü rahat vermezdim.Ya güreşmek isterdim yada defalarca dinlediğim anılarını tekrar anlatmasını.En çok ta hoşuma giden Yunan işgali esnasında dağlara kaçış hikayelerini dinlemekti. Babam 1914 doğumlu idi. Yani kurtuluş savaşı başladığında 5 yaşında bir çocuk.Tamda benim yaşıma denk gelen yaş. Pazar günleri babamn bana ve ablalarıma ayırdığı gündü.Mutlaka bir etkinlik olurdu. Bir Pazar günü sabahı babam evde yoktu. Anneme babamı sordum,”Sandık Başında görevli” bu gün babanı göremiyeceksin dedi.Bütün gün evde merakla Babamı bekledim. Uyuyakalmışım. Geç saatte babamın sesi ile uyandım. Anneme hararetle bir şeyler anlatıyordu ,yataktan fırladığm gibi gittim kucağına oturdum.Babam ağlıyordu. ”Nankörler” diyordu.O kelimeyi ilk defa duymuştum. Ne olduğunu sordum .Kendisine iyilik yapan birisine kötülük yapmak olduğunu öğrendim.Babamın ağlaması beni çok etkiledi,etim kızgın sobaya değmiş gibi avazım çıktığı kadar bağıra bağıra bende ağlamaya başladım.Meğerse babamın Sandık kurulu başkanlığı yaptığı sandıkta Demokrat Parti oyların tamamını almış.CHP ye sandıktan çıkan tek oyda babamın oyu imiş. Seçimden 2 gün sonra gece vakti,evimizin önünden bir sürü insan gürültü ile geçiyorlardı ve birde tabut taşıyorlardı.Babam ve annemle birlikte bende balkona çıkmıştım.Babam kalabalığa “UTANIN “ diye birkaç defa bağırdı.Annem hıçkırıklar içinde babamı balkondan içeri çekmeğe uğraşıyordu. Sonradan öğrendimki taşınan temsili tabut İsmet paşaya aitmiş.O günden sonra ben de İsmet Paşacı idim. Nerede bir kalabalık görsem “YAŞASIN İSMET PAŞA” diye bağırmayı adet haline getirmiştim. Malum ya armut dibine düşermiş.




27 Mayıs 1960 darbesinde sevincim sonsuz olmuştu. O zamanlar Manisada idik. Babam o yaz bizi İstanbula gezmeye götürdü.Annem İstanbullu olduğu için annemin tüm akrabaları İstanbulda idiler. Otel problemimiz olmadığı için uzun süre İstanbulda kalabiliyorduk. Babam nasıl becerdi o tarafını bilmiyorum.Heybeli adada İsmet paşayı ziyaret için babam randevu almış. 3 kişilik bir öğretmen aile dostumuzla birlikte bizim 5 kişilik aile Heybeliadaya gittik.Temiz kıyafetlerim kirlenmesin diye Vapurda çivilenmiş gibi oturmaya mecbur edildim.Faytonla İsmet Paşanın evine gittiğimizde biraz bekletildikten sonra içeri alındık. 11 yaşındaki bir çocuk için Muhteşem bir gün. Ülkeyi kurtaran 2.ci büyükkahramanı bizzat görüp elini öpebilmek.Mevhibe hanımın ikram ettiği 2.ci lokumu almaktan duyduğum utancım da hala aklımda.




Sene 1966 idi.Galatasaraydaki Mısırlı Hanın 2.ci katı İSTANBULSPOR klübünün lokali idi.Babam İstanbul Erkek Lisesinden bir öğretmen arkadaşı kanalı ile arada o lokale gider,Briç oynardı.Bende arada gider onların oyununu seyrederdim.Çok küçük yaşta öğrendiğim brici ustalar oynarken seyretmek bana muhteşem keyif verirdi..İsmet Paşanın Dünürü, Erdal İnönünün kayınpederi Armatör Ali Sohtorik bey İstanbulsporun başkanı idi. Arada babamın da dahil olduğu masada briç oynardı. Bir gün yine çekişmeli bir oyunu ,seyrederken İsmet Paşanın Dünürü ile birlikte briç oynamağa geleceğini duyduk.Bir süre sonra Ali bey ve Paşa geldiler. Kare kuruldu oyun başladı.İki dünür ortak idiler.Karşılarındada klübün en iyi 2 briççisi vardı. Paşayı yenmemek için oyunculardan biri bilerek hata yapınca,İsmetpaşa birden sinirlendi. Oyuncuları öyle bir haşladıki ben bile korktum. Ama o gece İsmet paşaya yakın oturup onun bric oynamasına şahit olmak unutulacak bir anı değildi.




Ortanın solu harekatının Türkiyenin gündemine bomba gibi düşmesi,o günkü siyasal yapının bir silkinme harekatı idi.Bülent Ecevit in genel sekreterliği ,gençler içinde CHP yi cazibeli hale getirmişti.1967 senesinde 18 yaşımı doldurduğum gün Partiye üye olmak için gittim.500 civarındaki bir grup genç Gençlik kolu İl başkanı Acar San ve Genel Sekreter Bülent Ecevit in imzası ile partiye törenle katıldık.İlk Kongredede eski yapının devamı olan İlçe Gençlik kolunu devirerek,Fatih ilçe gençlik kolunu Ecevitçiler olarak kazandık.Hiç unutmuyorum o günü. Tam sandıklar açılıp sayım başlamıştıki,Meşhur Sakarya depremi İstanbulu da bayağı kötü salladı.Herkes seçimi unutup,sokağa fırladı. Ama 2 arkadaşımla ben oylarımıza halel gelmesin diye,sandık başını terk etmedik.Seçimden 3 hafta sonrada Heybeli Adaya gelen İsmet paşadan Randevu alarak ziyaretine gittik.Bizler için muhteşem bir gündü.O gün İsmet Paşa ile çektirdiğimiz grup fotoğrafı hala muayenehanemin baş köşesinde asıl durur.Hiç aklımıza gelirmiydiki 5 yıl sonra Ecevit in yanında saf tutup,İsmet paşaya muhalif olacağımız.




1972 Kurultayına gitme hazırlğında idim.Babamdan para istedim. “Sen paşaya ihanete gidiyorsun yok sana para mara” dedi.Yıllar sonra babamla ayni parti fakat farklı saflardaydık.Ayni şeyi 1987 de de yaşadık. Ben DSP den Milletvekili adayı idim.Babam ve annem Erdal İnönü nedeni ile oylarını SHP ye verdiler.Baba-oğul çekişmelerimiz bazen kırıcı olacak noktaya ulaşırdı.Tabii aile töremizin gereği,sonuçta ben susma durumunda kalırdım. Kurultay sonrası Ankaradan büyük bir sevinçle döndük.Haklı olduğumuzu Babama ispat etmiş olmanın sevinci içindeydim. İsmet paşa CHP genel başkanlığını Ecevite bırakmıştı. Biz kazanmıştık. O gece sofrada ben ne kadar gayret etsemde babamı politik sohbete çekemedim.Herhalde biraz fazla üstüne gitmiş olacağımki,sofradan kalktı, Kütüphanenin üzerindeki gümüş çerçeveli İsmetpaşanın babama imzalıyıp verdiği Fotoğrafını aldı ve anneme “Bak Saadet ben öldükten sonra bu fotoğrafı katiyen yerinden indirmeyeceksin ve katiyen bu oğlana vermiyeceksin” dedi. Babamı ağlarken bir kez daha görmüştüm.Benim sevincim onun kederi olmuştu. Benimde hayatımda sevincimden dolayı ilk utandığım an o gündü.




25 Aralık 1973 günü İsmet Paşa Hakkın Rahmetine kavuştu.Ailece hüngüre hüngüre ağladık.Ağlamaktan gözlerimiz kan çanağına döndü.Ben ayrıca kalp hastası olan babamın üzüntü ve heyecandan kriz geçirmesindende korkuyordum. İsmet paşaya karşı Muhalif grup içinde olmama rağmen,Paşanın ölümü belki babamdan çok beni etkiledi.Acaba kurultayı kaybetmeseydi daha yaşarmıydı ,diye düşünüp,azıcık olsa kendimi suçlu hissettim.Zira İsmet Paşanın ileri yaşına rağmen dirayetle ve büyük bir enerji ile yürüttüğü görevinden dolayı zaman zaman onun fani olduğunu unutur,daha en az 40-50 sene daha yaşar diye düşünürdük.Sanki ölümü beklenmedik bir erken ölümdü.




Babam ölünceye kadar,her sene 25 Aralık gününde babama taziyette bulunmayı adet haline getirdim.Tarih öğretmeni olarak,belgelere dayanan anekdotları bizlere aktarmayı çok severdi.Genç Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden biri olan babamla hep gurur duymuşumdur.




3 gün önce bir arkadaşımdan CHP il teşkilatının ,25 Aralık günü Maçkada İsmet Paşanın Anıtı önünde anma toplantsı düzenleyeceğini öğrenince,geçmiş gözümden bir şerit gibi geçti,ve çok önemli işlerimi erteleyerek sabah 11 de başlıyacak tören için saat 10 da Maçkada idim.O saatte kimsecikler yoktu. Acaba yanlış mı anladım diye tereddüte düşmüşken,partiden gözümün ısırdığı bazı kişileri görünce onlara sordum. Doğru teyidini alınca sevindim.İçimden CHP il başkanı Buraya binlerce CHP liyi yığar,ve bu günlerde çok ihtiyacımız olan morali buluruz diye düşündüm.Ama ne yazıkki çok yanılmışım.Törene gelenlerin sayısı 100 kişiyi bile bulmadı.Aklımda İsmet Paşa ve babamla olan anılarım,gözpınarlarımda aktım akacam diyen göz yaşları ile tören alanından ayrlırken; neden bu günlere geldiğimizin cevabını bir kez daha aldım.




Kahramanlarına ve tarihine sahip çıkmayan ulusların varlıklarını yitirmeleri çok daha kolay olur.Söylemek çok acıda olsa biz millet olarak bu hasletimizi kaybetmişiz.